İki yıl önce bana “İnsanlar neden workshoplara gidiyor?” diye sorsaydınız, muhtemelen cevabım çok net olurdu.
“Yeni bir şey öğrenmek için.”
Bugün ise aynı soruya bambaşka bir cevap veriyorum.
Bir beyaz yaka olarak başladığım bu yolculukta, zamanı biraz olsun durdurmanın, anda kalabilmenin ve sanatla uğraşmanın insanın hem bedenine hem de ruhuna düşündüğümden çok daha iyi geldiğini gördüm.
Bugüne kadar onlarca workshop düzenledim. Her etkinlikte katılımcılarımızla birlikte yeni şeyler ürettik. Ama her workshop bana da yeni bir şey öğretti.
Belki de en değerlisi, insanların workshoplara aslında neden geldiğini anlamaktı.Bu cevabı ise bir anda bulmadım.
Her workshop bana cevabın küçük bir parçasını gösterdi.
İlk parça: İnsanlar yeniden kendilerine inanmak için geliyor.
Workshop başlamadan önce neredeyse her etkinlikte aynı cümleyi duyuyoruz.
“Benim hiç yeteneğim yok.”, “Ben beceremem.”, “Ben çöp adam bile çizemem.”
İlk zamanlarda bunun sadece heyecan olduğunu düşünüyordum. Sonra fark ettim ki bu cümlelerin altında çok daha tanıdık bir duygu vardı. İnsanlar aslında yeteneksiz olduklarına inanmıyorlardı.
Uzun zamandır kendilerine güvenmeyi unutmuşlardı. Workshop sonunda aynı kişiler yaptıkları ürüne uzun uzun bakıp gülümseyerek dönüyor ve şu soruyu soruyor:
“Bunu gerçekten ben mi yaptım?”
İşte o an ilk cevabı buldum.
İnsanlar sadece yeni bir teknik öğrenmek için gelmiyor. Kendilerine yeniden inanabilmek için de geliyor.
İkinci parça: İnsanlar biraz yavaşlayabilmek için geliyor.
Bir süre sonra başka bir şey dikkatimi çekmeye başladı. Workshop sonunda insanlar yaptıkları üründen önce hissettiklerinden bahsediyordu.
En sık duyduğumuz cümlelerden biri şu:
“Gerçekten çok iyi geldi.”
Ardından çoğu zaman şu geliyor:
“Uzun zamandır ilk kez kafamı bu kadar boşaltabildim.”
O an fark ettim ki insanlar bazen bir ürün yapmak için değil… Kendilerine birkaç saat hediye etmek için geliyor. Belki de workshopların son yıllarda bu kadar ilgi görmesinin nedeni tam olarak bu. Hepimizin biraz yavaşlayabileceği alanlara ihtiyacı var.
Üçüncü parça: İnsanlar kendilerini rahat hissedecekleri insanları arıyor.
Elbette kaliteli malzeme önemli. Ama bana göre iyi bir workshopu unutulmaz yapan şey, masanın diğer tarafındaki insan. İlk kez katılan biri için gerektiğinde yanında onu yönlendiren, cesaretlendiren ve sohbet eden birinin olması bütün deneyimi değiştirebiliyor.
Bu yüzden Art Please’de grup sayılarını planlarken tek bir şeye dikkat ediyoruz:
Her eğitmenin her katılımcıya gerçekten zaman ayırabilmesine.
Çünkü bazen küçük bir yönlendirme…
Bazen cesaret veren tek bir cümle…
Bazen de sıcak bir sohbet…
Ortaya çıkan üründen çok daha kalıcı olabiliyor.
İşte cevabın üçüncü parçası da buydu.
İnsanlar yalnızca bir workshopa değil, kendilerini rahat hissedecekleri insanlara da geliyor.
Dördüncü parça: İnsanlar bağ kurmak istiyor.
En sevdiğim an workshopun sonunda yaşanıyor. Masalar yavaş yavaş toplanıyor. Herkes yaptığı ürünü eline alıyor. Fotoğraflar çekiliyor. Tam çıkacakları sırada birinin diğerine dönüp şöyle dediğini duyuyorum:
“Seninki de çok güzel olmuş.”
Ardından kahkahalar yükseliyor.
Hiç tanışmamış insanların birbirini cesaretlendirdiğini, birbirinin emeğini takdir ettiğini görüyorum.Workshoplarda sadece ürünler ortaya çıkmıyor. İnsanlar arasında bağ da kuruluyor.Ve belki de en güzel eser, o masanın etrafında kurulan o bağ oluyor.
Son parça ise beni en çok şaşırtanıydı.
İlk workshoplarımızı planlarken insanların tekrar geleceğini umuyorduk. Ama neden geleceklerini bilmiyorduk.
Bugün cevabı biliyorum.
Workshop sonunda bazen şöyle diyorlar:
“Bir dahaki etkinlikte yine geleceğiz.”
Bir süre sonra ise cümle değişiyor.
“Aslında biraz da seni ve eğitmenleri görmeye geldik.”
